Yorum bırakın

    Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,
    Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.
    Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü,
    Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş.
    Öyle sanırdım ayriyem dost gayrıdır ben gayriyem,
    Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş.
    Savm u sâlât u hac ile sanma biter zâhid işin,
    İnsân‐ı Kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş
    Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin,
    Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş.
    Mürşid gerektir bildire Hakk’ı sana Hakk’al‐yakîn,
    Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş.
    Her mürşide dil verme kim yolun sarpa uğratır,
    Mürşidi Kâmil olanın gâyet yolu âsân imiş
    Anla hemen bir söz durur yokuş değildir düz durur,
    Âlem kamû bir yüz dürür gören anı hayrân imiş.
    İşit Niyâzî’nin sözün bir nesne örtmez Hakk yüzün,
    Hakk’dan ayân bir nesne yok gözsüzlere pinhân imiş

Yorum bırakın

    Bugünlerde nasılsın diye soruyorlar,
    İstanbul gibiyim diyorum.
    Batıdan bakınca Cezayir Sokak gibi biraz anoson kokulu, biraz keşmekeş.
    Doğudan bakınca Sultan Ahmet gibi minberi ibadet kokulu, yüreği mabet yüklü.
    Yukarıdan bakınca Gezi Parkı gibi darma dağın, paramparça.
    Karşıdan bakınca Kız Kulesi gibi görkemli ihtişamli ve bir o kadar da yapayalnız.

Yorum bırakın

    İstanbul gibiyim bugün.
    Üsküdar’da yitirdiğim umudumu,
    Haliçin altın renginde buluyorum.
    Çamlıca’da seyr-i hayat ederken,
    Beyoğlunda bir kemankeşi dinliyorum.
    Adaların boş hüznü ile efsunlanırken,
    Ayasofya’da secdeye kapanıyorum.
    İstanbul’u yaşıyorum ben bu gece.

    ia

Yorum bırakın

    İhsan Oktay Anar’ın kitabında geçen hürriyet tanımlaması…

    …Britanya’da 7 asır önce dokunmaya başlanan kumaştan biçilip her seçimde üzerine yeni yamalar vurulan hürriyet denilen elbise, aklen ve ahlaken yetişkin insanın ölçülerini mezurayla bir kez aldıktan sonra makas yerine giyotin kullanan, ve en kötüsü, müşterilerinin bedenen ve aklen bir çocuk olduğundan habersiz Fransız terzilerine sipariş edildiğinden midir, ona fazla büyük geliyor olmalıydı.

Yorum bırakın

    Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    Ona sorarsanız: ‘Lafı bile edilmez, mikroskopik bir zaman…’
    Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün…’
    Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
    Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
    Ona sorarsanız: ‘Bütün bi hayat…’
    Bana sorarsanız: ‘Adam sen de bir hafta…’

    Nazım Hikmet

Yorum bırakın

    Değil mi yaaa… Çok hızlı yaşarsın, yavaş git derler. Yavaş yaşarsın, ölü gibisin derler. Orta halli yaşarsın, monotonsun derler. Gülersin, ne gülüyo bu deli gibi derler. … Ağlarsın, bunalım derler. Susar dinlersin,dilini mi yuttun derler. Konuşursun, sus bi artık derler. Çalışırsın, amele derler. Yatarsın, beleşçi derler. Kısacası derler de derler… İnsanı candan ederler sonra anlarsınki gelmiyor artık geriye geçen günler.

Yorum bırakın

    ‎”İnsanî akım ve insani gidiş daima canlıdır. Bu­günkü insan, belki geçmişteki insandan daha çok di­ne ve dinin insani gidişine muhtaçtır.

    Niçin muhtaçtır?

    Çünkü, geçmişteki insanı gelenek ve geçmişe say­gı, milliyet, toprak ve kan övünmeleri tatmin ediyor­du. Maddi hayat için gösterdiği telaş onu meşgul edi­yordu. Yeniçağın insanını, ilmî ve teknik keşifler bile ikna ediyordu. Ama bugün artık bunların hiçbiri bir şeye yaramıyor. Bütün bunlara sahip olmasına rağ­men insan yine isyan ediyor, ölüm ve cinnet dere­cesine ulaşan bir isyan. Medeniyetin yıkılması ve bu­günkü insan toplumunun yok olması korkusuna doğ­ru giden bir isyan. Bu, geçmişin aksinedir. Geçmişte insanın cehaleti, zaafı, korkusu ve maddi ihtiyaçları din ile karışmıştı, her şeyi dinden almak istiyordu. Şimdi, ilim çoğu ihtiyaçları kaldırıyor, ama kaldırmadığı şey, yüce dindir. İnsana ve hayata anlam ba­ğışlayacak bir din. Bugünkü insan, her zamandan da­ha fazla bu dine muhtaçtır…”

    ALİ ŞERİATİ

Yorum bırakın

    Adam yaşama sevinci içinde
    Masaya anahtarlarını koydu
    Bakır kâseye çiçekleri koydu
    Sütünü yumurtasını koydu
    Pencereden gelen ışığı koydu
    Bisiklet sesini çıkrık sesini
    Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
    Adam masaya
    Aklında olup bitenleri koydu
    Ne yapmak istiyordu hayatta
    İşte onu koydu
    Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
    Adam masaya onları da koydu
    Üç kere üç dokuz ederdi
    Adam koydu masaya dokuzu
    Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
    Uzandı masaya sonsuzu koydu
    Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
    Masaya biranın dökülüşünü koydu
    Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
    Tokluğunu açlığını koydu.

    Masa da masaymış ha
    Bana mısın demedi bu kadar yüke
    Bir iki sallandı durdu
    Adam ha babam koyuyordu

    Edip Cansever

Yorum bırakın

    Bugün Pazar.
    Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
    Ve ben ömrümde ilk defa
    gökyüzünün bu kadar benden uzak
    bu kadar mavi
    bu kadar geniş olduğuna şaşarak
    kımıldanmadan durdum.
    Sonra saygı ile toprağa oturdum.
    Dayadım sırtımı beyaz duvara.
    Bu anda ne düşmek dalgalara
    bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
    Toprak, güneş ve ben…
    Bahtiyarım.

    Nazım Hikmet

Yorum bırakın

    Son damlasını düşürmüş buğulu bulutun, biten güne kattığı koyu mavi kasvet gibi…Lacivert’ten siyah’a dönüyor ruhlar.
    Nemli caddeler yeni yanmakta olan ışıkların yalımlarını yansıtıyor insanın ruhuna.
    İz bırakıyor.
    Bir hatıra bırakıyor hatırlandığında kalbi titreten.
    Yandığı ateşin yalımlarını yazıya dökerek içimizi bir kez daha yakmak istiyor.

    ia

Older Entries Newer Entries