Yorum bırakın

    Yazmak istiyorum. Parmaklarım uyuşana kadar, gözlerim
    kanlanana kadar yazmak istiyorum. İçimde saklı kalmış hayatı yazıya dökerek
    vücut bulmak istiyorum kağıtlar üzerinde. Yıllardır peşinden koşup bir türlü
    rastlayamadığım benliğimi, tozlu bir köşebaşında daktiloyla dertleri yazıya
    döken arzuhalcinin hevesiyle parmaklarımdan düşürmek istiyorum. Kimim ben
    sorusunun ağırlığını taşıyamadığım için bu heves filizlenmeye başladı küflenmiş
    ruhumda. Bazen okusun insanlar istiyorum, bazense sadece bana kalsın istiyorum
    kölem olan kelimelerim.

    ia

Yorum bırakın

    ‘’Ah!… Sen…
    Konuş, konuş, düşünme, susma…
    Kim neler yaptığımı bilir?..
    Sonra ne oldu?
    Sonra… Olmadı, böyle oldu.
    Neden olmadığını söylemiyordun, neden böyle oldu?
    …Sürekli… Onu tanıdıkça zayıflıyordum. İçimde olan aşk değildi, muhabbet
    değildi. Kimsesizden kaçış değildi. Saadet arayışı değildi, zevk ve rahatlık arzusu
    değildi, hayat değildi. Hiçbir şey değildi. Sadece yavaş yavaş onu anlamaya
    başlamış olmamdı! Bu kelimelerle ifade mümkün değil.
    Evet ama neyi anlamaya başladın? Onda neyi? Veya… O neydi ki onu anlamaya
    başladın? Daha fazla

Yorum bırakın

    Kendi lisanımda hikayeler yazmışım yıllarca. Ve pembe düşler serpiştirmişim satırlarıma. Kendimi kandırmışım meğerse. Oysa hayat hiç de benim yazdığım gibi değilmiş. Aslında hayat kendi masalının içinde sahte bir kahraman yapmış beni. Tek kişilik bir tiyatro oyununda yardımcı oyuncuyu oynamışım. Derman ararken derdime, derdimin bana derman olduğunu farketmişim. Bir varmışım, bir yokmuşum. Koca bir romanda tek cümlelik bir nokta olmuşum. Dalda asılı kalan son kuru yaprakmışım. Bir varmışım, bir yokmuşum.

    ia

Yorum bırakın

    Bir bulut var gri, mavi gökyüzünde. Güneşi saklamaya çalışıyor aceleyle. Neden saklarsın ki? O zaten gidiyor.
    Pis bir sigaranın ağızda bıraktığı o mide bulandırıcı tat gibi geliyor zaman bazen. Akmak bilmiyor. Direniyor adeta sana karşı. Direnme!!! Gideceksin sen de. Akacaksın, yokuştan inen su misali, dalından kopan kuru yaprak misali.

    ia

Yorum bırakın

    Hayat bazen yaşlı bir ağacın yosun tutmuş kabuğu gibi sessiz ve gam dolu. Bazen insanın ciğerlerinden kaçıp kurtulan sigara dumanı gibi özgürce. Hoş bir meltemin insanın tenini okşaması gibi huzur verici. Tüm bu çelişkiler arasında gidip gelmek… Nedir diye bakıyorum beni böyle hisler içine atan şey. Hayatımdaki o boşluğun sebebi ne?
    Ufuğa bakıyorum. Güneş kayboluyor. Işığını topluyor eşyanın üzerinden. Karanlığa bırakmak için yerini çırpınıyor adeta. Halbuki bilmiyorki yarın yine aynı yolu izleyecek. Aynı hikayeyi anlatacak insanlara. Aynı gönülleri dolduracak.
    Bir kuş cıvıldıyor. Acaba ne anlatıyor? Farkında mıdır ki kendisini bir tek kendisi anlıyor. Bize sadece hoş bir seda gibi gelen o seste neler gizli acaba?
    Bir çiçek sallıyor boynunu bir o yana, bir bu yana. Mavi bir rıhtımda demirlemiş eski bir kayığın sallanması gibi. Direniyor rüzgara. Ama ne fayda. Sen kölesin o ise efendi.
    Çam dalları arasından ıslık sesi duyuluyor rüzgarın. Kalemimin gölgesi düşüyor satırlarıma. Yaz diyor, yaz. Daha çok şey var anlatacak. Peki anlayanın olmadığı bir yerde kimin için bu yazılar? Kime sesleniyor? Beyaz bir banka yaslanmış, huzuru ve gamı aynı ruha sığdırabilmiş bir bedenin şükrü müdür Allah’a? Yoksa isyanı mıdır? Haşa!!!

    ia

Newer Entries